Köy Enstitüleri Ve Köylülük

Ülkemizde en önemli sorunların başında eğitim sorunu gelmektedir. Özellikle de köy okullarında bu sorun devasa bir hal almış durumdadır. Ülkemiz de ikinci dünya savaşı sonrasında hızla gelişmiş olan çarpık kapitalizm köyden kente göçü hızlandırmıştır.
Köy Enstitüleri Ve Köylülük
1950’lı yıllarda ülkemiz nüfusunun %70-80’i kırsalda, %20-30’u kentlerde yaşarken bu tablo hızla tersine dönmüştür. Bu nedenle Cumhuriyet Türkiye’sinde genelde eğitim özelde ise köyde eğitim sorununu incelerken 1950 öncesi ve sonrası olarak sınıflandırılması yanlış olmayacaktır.

Köy Enstitülerine Giden Yol

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Mustafa Kemal Atatürk Eğitime, özelliklede köylü toplumunun eğitimine çok önem vermiştir. ‘’Milletin Efendisi Köylülerdir’’ demesi de boşuna değildir. Çünkü Mustafa Kemal biliyordu ki, köylünün kalkınması tarım ve hayvancılığın gelişmesi köylünün eğitimine bağlıydı. Bu dönem de eğitim ve tarım hayvancılığın birlikte geliştirilmesi için birçok çalışma yapılmıştır.

Harf devrimi, kooperatiflerin kurulması, ziraat bankasının açılması, köy öğretmeni yetiştirmek için okulların açılması bu çalışmalardandır. Bu çalışmalar kısmen gelişme sağladıysa da istenilen ölçüde kalkınma sağlanamamıştır.

Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün talimatıyla Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel yaptığı araştırmalar sonucunda eğitimde yeni bir model geliştirmiştir. Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile ilkokullara öğretmen yetiştirilmesi amacıyla açılan okullardır.

Köy Enstitülerinin Köy Yaşamına Etkisi

 Köy Enstitülerinden mevzun olan öğretmenler aldıkları eğitim gereği, görev aldıkları köy ve kasabalarda o yerin öğretmeni, doktoru, marangozu vs. her şeyi olmuşlardır. Kelimenin tam anlamıyla köyü ve köylüyü aydınlatmış, onlara ışık ve umut olmuşlardır.

Bu öğretmenlerin sayesinde köyler daha yaşanılası bir yer haline gelmiştir. Artık gözleri ilimin irfanın nuruyla parıldayan öğretmenleri vardır. Bütün sorunlarının çaresi veya yol göstericisi onlardır.

Köy öğretmenlerinin yol göstericiliği ile tarım ve hayvancılıkta bilimsel ve yeni teknikler uygulanıyor. Üretilen mahsul miktarı yıldan yıla artıyordu. Köy Enstitüleri her ne kadar 1955 de tamamen kapatıldıysa da etkileri yetiştirdiği öğretmenler vasıtasıyla 1980’lere kadar sürmüştür. Ülkemiz 1980 dönemine gelindiğinde tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yeten, ihtiyaç fazlasını ihraç eden bir ülke konumundadır.

Yorumlar